ŞEHİR ERZURUM MU? KENT ERZURUM MU?

Şehirde yaşayan dostlar ile şehir dışından gelen hemşerilerimiz ile karşılaşıp zaman zaman konuşup dertleşiyoruz. Nasıl konuşmayalım ki biz insanız ve insanlarda birbiriyle konuşur, dertleşir, sevinçlerini ve acılarını paylaşır.

Önce şehir olan, ruhu olan, hikâyesi, masalı, efsanesi, türküsü olan şehirden söz edelim. 1980 yılına kadar şehir büyük oranda Dağ mahallesinden Köşke kadar, Veyisefendi mahallesinden Mumcuya kadar bölgeyi kapsardı.

Zaman zaman sayısı değişse bile kadim mahalleler buradaydı. Cami Kebir, Kuloğlu, Murat Paşa, Vani Efendi, Aşağı ve Yukarı Mumcu, Aşağı ve Yukarı Yoncalık, Caferiye, Sultan Melik, Mehdi Efendi, Kırmacı, Darağacı, Cedit, Kadana, Alipaşa, Emin Kurbu, ve Kavak mahalleleri….

Bu mahallelerin insanları birbirini yedi göbek tanır, dedeleri, nineleri, anneleri ve babaları komşularıyla konuşur, dertlerini, sevinçlerini paylaşırdı. Yaşlılar uzun kış gecelerinde hikâyeler anlatır, türküler söylenir muhteşem birliktelikler sağlanırdı. Mahallelerin berberi, bakkalı, iğnecisi, ebesi, delisi, velisi vardı.

1980 sonrası kooperatifleşme başlayınca ağır ağır dünün komşuları ya yeni binalara çıktı, ya göç ettiler. Veya vadesi dolanlar Asri Mezarlığında ebedi yerlerine gittiler. 2000 sonrası bu kadim mahalleler kentsel dönüşümle şimdilik yıkıp insansızlaştırıldılar.

Şehir Erzurum’dan Kent Erzurum’a Geçiş:

1980 sonrası yerleşime açılan Yenişehir bölgesi başlangıç oldu. İnsanlar artık sobalı evlerden kaloriferli evlere taşındılar. Artık yedi göbek bir birini tanıyan insanlar gitmiş, köy, kasaba ve mücavir illerden gelen işçi, memur, esnaflar artık apartman kapılarında girer oldular. Komşuluk ilişkileri zayıfladıkça zayıfladı.

1990’larda Kayakyolu şehrin gözde mekânlarını, çok katlı apartmanlarının tercih edildiği yer oldu. Lakin sosyal kopuş devam ediyor, apartman sakinleri apartman toplantılarına bile gitmiyor, gidemiyordu..

2000’lere gelindiğinde Yıldızkent, Hilalkent, Dadaşkent, Kayakyolu ve Yenişehir en çok tercih edilen betonarme evlerin tercih edildiği mekânlara dönüştü. Dünkü şehrin sokakları, sokak abileri, ebeleri, iğnecileri, delileri artık kent adı verilen bu yerlerde kaybolmuştu.

Hu komşu sabah kahvaltısını bizde yapalım diyen anneler artık yoktu. Çünkü anneler, babalar gibi çalışıyordu. Kimi doktor, kimi öğretmen, kimi polis, kimi de memurdu. Hal böyle olunca kopuş, sosyal parçalanma, kültürel dokunun tahrip olması kaçınılmazdı.

Şehirde, bir sokakta, bir mahallede bir hasta olunca herkes duyar hasta ziyaretine giderdi. Cenaze oldumu mahalleli toplanır kazan, teneşir, tabut evin önüne getirilir, ateş yakılır, su kaynatılır, cenazeler dini kurallar gereği yıkanır, kefenlenirdi. Artık cenaze evi değil bütün mahalleli yasa ortak olur, acıyı paylaşırdı. Radyolar, televizyonlar açılma, düğünler ertelenirdi. Aylar sonra düğün yapacak aile cenaze sahibinde izin ister öyle davul zurna çaldırdı.

Şehir şehirlikten çıkıp kentleşince tüm bu güzelliklerde artık kaybolmaya yüz tuttu. Komşusunun cenazesinde haberi olmayan komşular çoğaldıkça çoğaldı. Evlerde radyolar, televizyonlar açıldıkça açıldı. Artık komşum duyar üzülür anlayışı tarih oluyordu.

Kentleşmenin sonucu eski dostlar artık birbirini göremiyordu. Can ciğer arkadaşlar cenazelerde buluşuyor, hasret gideriyorlardı. Narmanlı Cami bahçesi bu tür karşılaşmalara tanıklık ediyor, ölenlerin ruhu ötelerden bu olanları seyrediyordu.

Evet, dostlar kentleşirken şehirleşmeyi kaybettik. Dostlukları, arkadaşlıkları kaybettik dikeyde büyüdük ama yatayda perişan olduk. Şehrin ruhunu kaybederken, kentin ruhsuzlaştırdığı kalabalıklara karıştık…..