TARİHİ BİR HİKAYE….

Eski zamanlarda sık sık savaşların yapılması bu savaşların uzun sürmesi sonrasında kaybedilmesi devlet sisteminin bozulmasına, toprak kayıplarının yaşanmasına, buralardan gelecek vergi ve ganimetlerin bitmesine, hazinenin boşalmasına, asker maaşlarının verilmemesine ve devletin zayıflamasına neden oluyordu. Dolayısıyla maaşını alamayan askerleri toplamak ve savaşa göndermek zor oluyordu.
 Savaşlar kazanılmadığı için hazineye gelen bahşiş, ganimet ve vergilerde kesilince; hazine açık vermeye başlamış. Devlet hazine açığını kapatmak için zengin memleketlere savaş açıp gelecek ganimetlerle hazine açığını kapatmak istiyordu. Fakat savaşlar kaybedilince savaş giderini temin etmek için koyduğu ekstra vergilere ihtiyaç vardı. Devletin koyduğu bu ağır vergilerden halk artık bezmiş; bu yüzden bir çokları topraklarını terk etmiş ve ekinlerini ekmekten vazgeçerek isyan eder hale gelmiş. En nihayet ağır vergi yükünden bezmiş olan halk bu firari ve isyanlacılara katılıp destek verince, isyanların yaygınlaşmasına sebep olmuş. Devlet içerde oluşan bu huzursuzluğu gidermek için bu sefer uzun sure uğraşmak durumunda kalmıştır.
Osmanlı döneminde benzer olaylar Celali isyanlarında görülür. Ağır vergiler sebebiyle toprağını terk edip firarilere katılmış, devlet orduda savaşan asker bulmada zorluk çekmiş. Halk sürekli kaybedilen savaşlar ve bu savaşlardaki kayıpları sebebiyle çocuklarını artık savaşa göndermek istemiyorlar. Bu durum padişaha bildirilir. Padişah bir ferman çıkararak asker temini için elçilerle halka gidip, halkı asker vermeye ikna etmeye çalışıyordu.
Bir gün yine bu elçilerden biri halkla konuşmaya, ikna etmeye giderken yaşlı bir vatandaşa denk gelir ve o yaşlıya padişahın fermanını iletir. Elçiyle o yaşlı arasında şu tarihi konuşma geçer:
ELÇİ: ’’Devletin bekası, halkımızın geleceği için padişahın size fermanıdır. Her aileden bir kişi evladını askere göndermek zorundadır.’’der.
YAŞLI: Elçiye dönerek’’ Gidin o padişahınıza söyleyin. Bugüne kadar kararlarını hiç sorgulamadan üç evladımdan ikisini verdim, o evlatlarım gelmediler, önce onların gelememelerinin hesabını versin. Artık yaşlandık bize bakacak kimsemiz de kalmadı. Tek oğlum kaldı, onu vermeyeceğim.
Ve gidin o padişahınıza söyleyin…! 
'' Ben yaşlı biriyim artık ‘’belime’’ güvenip de savaşa karar vermesin; kimseye savaş açmasın.Savaşta ölecek çocuğum yoktur, kalmadı’’der.
Geçmişte yaşanan bu olay günümüzü ne güzel özetliyor:
Savaşa karar verenlerin bir kez değil, bin kez düşünerek karar vermleri gereken bir nasihattır. Yöneticilerin öncelikli amacı barış olmalıdır. Savaş son çare olmalıdır. illa ülke savunması için bir savaş yapılacaksa nedeni, amacı ve maliyeti iyi hesaplanmalıdır. Kendi çocuklarını halkın çocuklarından ayırmadan ,kayırmadan vatan savunması için yapılacak bir savaşa kimsenin itirazı olmaz, olmamalı. Kendilerinin başlattığı bir savaştan çocuklarını kayırıyorlarsa, savaşta ölenin kim olduğuna bakmaksızın ’’Savaşlarda ölecek çocuklarımız yoktur. ’’sesi yükselmeli.....
Ve savaşı kimler başlatıyorsa; öncelikle o kişiler evlatlarını savaşa gönderme samimiyetini göstermelidir. 
Şunu asla unutmayalım. İyi yöneticilerin önceliği savaş değil; toplumu teknolojik gelişmeyle buluşturan, üretten zengin ve mutlu bir toplum yaratma dertleri olmalıdır. Çünkü her savaş beraberinde bir yıkımı, ölümü getirir. Halklar arasında düşmanlığı derinleştirir.
Tayyar ÖZBEY-15 Ağustos 2021