MÜLTECİLER-2

Köşe Yazıları Haber Girişi : 19 Ağustos 2021 23:24
Bir hafta önceki yazımda mülteciler, göçmen veya sığınmacı dediğimiz insanların başka bir ülkede yaşarken uluslararası sözleşmelerden doğan hakları ve devletlerin bu kişilere karşı sorumluluklardan bahsetmiştik.

Bir Tayyar Özbey görseli olabilir

pasinler belediyesi

Bir hafta önceki yazımda mülteciler, göçmen veya sığınmacı dediğimiz insanların başka bir ülkede yaşarken uluslararası sözleşmelerden doğan hakları ve devletlerin bu kişilere karşı sorumluluklardan bahsetmiştik. Bu haftaki yazımda da farklı statülere sahip yabancıların bulunduğu ülkelerde karşılaştıkları ve karşılaşabilecekleri zorluklardan bahsetmeye çalışacağım.
Belli nedenlerle yerlerini terk edip ülkemize veya başka bir ülkeye gelen bu insanların yaşamdan doğan hakları olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Aidiyetlerimizden önce hepimiz için büyük bir kimlik olan İNSAN kimliğimiz vardır. Ve bu kimliğin biz insanlara yüklediği çok ciddi insanı değerler ve sorumluluklar  vardır. 
Yerlerini zoraki terk edip gelen ve birçok yakınlarını savaşta kaybeden bu insanlarda çok ciddi rahatsızlıklar, travmalar ve kırılmalar yaşanmakta. Savaşın acısını, yıkımını hisseden ve dünyanın dört bir tarafına dağılıp parçalanan ailelerin dramları var. Savaş ortamı içinde yetişen çocuklarda korku saldırganlık, değersizleşme, savunma güdüsü  ve daha bir çok sorun gelişmekte. Onun için bu insanların düştüğü durumla ilgili empati kurmak büyük bir insani edemdir.
Ne yazı ki bu dünyayı insanların mutlu olacağı bir yer yapamadık. Yeryüzü, inanan insanların hem cennetlerini hem de cehennemlerini kazandığı yerdir. 
Her eylemimiz, davranışımız yaşamımızı birlikte sürdürdüğümüz diğer canlıları etkilemektedir. Biz insanların değer olarak atfettiği sınır, vatan, bayrak gibi değerler hiç bir yaşamdan daha değerli değildir, olamamalı.Bu değerler asla bir savaş, çatışma ve baskılanmaların nedeni olmamalı. Onun için söz konusu insan yaşamı olunca hiçbir şey yaşamı öncelememeli.
Yaşadığımız Ortadoğu son yüzyıldır hep çatışma alanıdır. Irak’la başlayan, Suriye, Libya’ya sıçrayan ve son elli yıldır Afganistan’da devam eden savaş çok sayıda sivil insanın yaşamına mal oldu. Milyonlarca insan doğup büyüdüğü yaşam alanlarını terk etmek zorunda kaldılar.Yine DAİŞ'in inançları dolayısıyla Ezidilere saldırması sonucu binlerce kadını esir edip, kaçırıp köle pazarında sattılar.Üç bine yakın bu Êzîdî kadınların akıbeti halen bilinmemekte. Bu ve benzeri olaylar dünyanın bir çok bölgesinde halen devam etmekte.Onun için bulundukları yerlerde güvende olamayan bu insanlar, kendilerini güvende hissedebilecekleri en yakın  ülkelere sığındılar. Geldikleri bu ülkelerde de yaşamın farklı zorluklarıyla karşılaşıyorlar. Mezhep, etnik kimlik, siyasi düşünce ekonomik farklılıklar yaşadıkları yerlerde sorunlarının nedeni olurken; geldikleri yeni yerlerde bu sorunlarla birlikte eklemlenmiş yeni zorluklarla karşılaşabilmekteler.
Bugün Orta doğudaki devletlerin yaşadığı bu sorunlar dış müdahalelerinin yanında, kendi iç sorunlarından kaynaklı çok ciddi sıkıntılar mevcut. Demokratik olmayan despotik yönetim yaklaşımları ve özgürlükleri kısıtlamalarından kaynaklı çok ciddi iç sorunlar yaşıyorlar. 
Yönetikleri coğrafyaların insanlarını mutlu etmeyen her rejim ciddi sorunlarla karşılaşacağı bir gerçeklik olarak bilinmekte. İnsanlar için özgürlük paha biçilmez bir değer ve yaşamı güzelleştiren en önemli olgudur.Çatışmayı göze alma pahasına bile kimse özgür yaşamından taviz vermek istemiyor. Onun için yaşam güvencesi, insan hakları ve özgürlüklerin olmadığı ülkelerinde insanlar kaçmaya başlar. Karşılaşabilecekleri zorluklar pahasına kendini daha güvende ve özgür hissedecekleri başka yerlere giderler.
Bu insanlar gittikleri ülkelerde de bir çok sorunla karşı karşıya kalmaktadır. Irkçılık, ayrımcılık, emek sömürüsü  cinsel istismar, kültürel farklılık, dil bilememe, ekonomik vb. zorluklarla karşılaşmaktalar. Onun için en iyi yer, insanların doğup büyüdüğü yerlerde insan onuruna yakışır  bir şekilde yaşamlarını sürdürmeleridir.
İşim gereği yabancılarla yakın bir diyaloğum var ve karşılaştıkları sorunları iyi biliyorum. Tanık olduğum mağduriyetler vardır.5-6 ay çalışıp parasını almayan, iş kazaları sonucu yaşamını kaybedenler, çocukların anadil eğitimi sorunu, psikolojik travmalar geçirenler, çocuk yaşta evlilikler, ailelerin çocuklar üzerindeki otoritesini kaybetme vb. sorunlar. Bu yabancı insanlar dil bilmedikleri için sağlık, ulaşım, iletişim vb. bir çok sorunla karşılaşabilmekte ve kendilerini ifade etmekte zorluk çekiyorlar. Ekonomik sıkıntı yaşayanlar konut sahipleriyle sorunlar yaşamakta.
Tanık olduğum bir olay yabancıların yaşadıkları sorunları anlatmak için daha aydınlatıcı olacaktır.
3 Haziran 2020’de  sabah müşterim olan Afganlı bir kadın beni aradı. Polisler eve gelmiş ne için geldiklerini bilmiyorum. Tercümanlık yapma ricasında bulundu. Polisle görüştüm. Kocasının çalıştığı hamamda kömür zehirlenmesi sonucu durumunun çok ciddi olduğunu. Şehir hastanesinde yattığını , eşyalarını polis karakolunda olduğunu, gelip alması gerektiğini söylememi istedi. Polisin anlattığı durumu izah etmeye çalıştım. Üç çocuğunu komşusuna bırakarak, hemen hastaneye gideceğini söyledi.
Burada kimsesinin var olup olmadığını sordum?
Üç çocuğum ve kocamdan başka kimsem burada yok dedi. Arada biraz zaman geçtikten sonra kocasının durumunu öğrenmek için aradığımda telefonda ağlıyordu, kocam öldü, diyordu. Tanıyordum şahsı gerçekten çok etkilenmiştim, duygulandım.Durumları iyi değildi, günü birlik çalışmasıyla geçimini sağlıyordu.
Kadın "Afganistan'da Taliban'dan kaçıp, buraya geldik. Burada durumumuz iyi olsun diye. Üç çocuğumla yabancı memlekete yapa yalnız kaldım. Bu dünya ne kadar namerttir; ne kadar bedbahttır." diyordu. 
Karakolda tercümanlık için gittim. Kadının ifadesi alındı. Kocasının eşyaları teslim ederken cebinden sadece 50 tl çıkmıştı. 
Savaşın zorluklarıyla karşılaşmayan empati kuramaz ve yaşamın acımasızlığını bilemez. Yukarıda yaşanan olayda savaşın yaşam üzerindeki zorluğa dair her şey var.
Onun için savaş derinleştikçe yakıcılığı, maliyeti artar. İnsanlık tartısı çok ağır olan suçlar işlenir. Savaşın bu yakıcılığı üzerine söylenmiş birkaç söze yer verelim. 
Savaşta, yasalar susar. Marcus Tullius Cicero
Savaş; korku ve sefaletten başka bir şey veremez. Yakar, yıkar, öldürür, yok eder.  Nazım Hikmet
Barış yaşatır, savaş öldürür. 
Dünyanın bir çok yerinde savaşın yakıcılığı hızını kesmeden devam ediyor. Onun için savaşa neden olabilecek her türlü politikadan uzak durmak lazım. Özgürlüğü, yaşamı kısıtlayacak, doğuştan kazanılmış hak ve özgürlükler üzerinde baskı kuracak davranış ve politikalardan uzak durmak çatışmaları azaltacaktır. Dünya ve insanlık özgürlüklerle güzelleşecek. Onun için ayrımcı her türlü politika karşısında net tavır takınmak bizleri ve yaşadığımız dünyayı güzelleştirecektir.
    
                                                                                                     Tayyar ÖZBEY-Ağustos 2021

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.