İŞÇİ EMEK ve DEĞER ÇELİŞKİSİ

Köşe Yazıları Haber Girişi : 06 Eylül 2021 23:28
Emeğin bir değer karşılığında pazarlanması tarihin çok eski bir olgusu olarak günümüze kadar geldi.

Bir Tayyar Özbey görseli olabilir

pasinler belediyesi

Emeğin bir değer karşılığında pazarlanması tarihin çok eski bir olgusu olarak günümüze kadar geldi. İnsanlar sırf hayatta kalmak için karın tokluğuna çalıştırdığı gibi kendi emeği ve bedeni hakkında söz sahibi olmadan köle pazarında bir meta gibi de satıldılar. İlk çağdan modern zamana kadar bu çelişki böyle devam ederek geldi. 
Orta çağda işçiler büyük bir sefalet içindeydi. İyi beslenemedikleri için bedenleri güçsüz düşüyor, yıkanamadıkları ve beslenemedikleri için hastalıklara yakalanarak ölüyorlardı.Çok çalışıyor az ücret alıyorlardı. İşçiler bu koşullarının iyileştirilmesi için patronlarına karşı çıkmış, patronlarda işçilerin bu karşı çıkmalarına karşın kulaklarını keserek gözdağı vermiş. Ve bu hareketin giderek yaygınlaşması "" Kulağı kesikler hareketini" doğurmuş. Emeklerinin sömürülmelerine karşı birleşen bu insanlar daha insanca bir yaşam,  az çalışma, emeklerinin karşılığı olan ücret telebinde bulundular. Orta çağda bu sıkıntılarla devam eden proleter - iş veren çatışması yeni çağla birlikte gelişen sanayi emek değer çelişkisini daha da derinleştirdi.Mücadelerle daha bilinçlenen proleterya, işverene karşı örgütlü yapıya giderek haklarını daha güçlü bir şekilde dile getirmeye başladılar. Sanayinin gelişmesiyle birlikte işçiler fabrikalar için vazgeçilmez kalifiye elemanlardı.Lakin iş verenler işçileri daha ucuza çalıştırmanın  hesabını yapıyorlardı. Artık çok daha güçlü hale gelen ve bilinçlenen işçiler haklarını korumak ve emeklerini ucuza satmamak adına çok güçlü direnişler gösterdi ve eylemler gerçekleştirdiler. Dünyada proleter sınıfı ses getiren eylemlere imza atarak yönetimlerin korkulu rüyası haline geldiler. Çatışmalara dönüşen eylemlerde bir çok işçi can verdi. İşleri yavaşlatmak için grevlere gittiler. Buna karşın iş verenler kolluk kuvvetlerini arkalarına alarak işçilere karşı saldırıya geçerek önderlerini yakalayıp zindanlara attılar, işkencelerden geçirip öldürdüler. Mücadelelerinden taviz vermeyen işçi hareketi daha çok güçlendi.Dünyanın bir çok ülkesinde mücadeleleriyle birbirlerine ses oldular ve taleplerini sloganlarla dile getirdiler.15 saate varan çalışmaya hayır, emeklerinin karşılığının verilmesini, dinlenme, çalışma alanlarının düzenlenmesi, fabrika baraklarının yaşanır bir hale getirilmesini istediler. İsteklerini şu meşhur sloganla dile getirdiler. "8 saat çalışma, 8 saat uyuma, 8 saat canın ne isterse"
İşçiler insan onuruna yakışır  bir çalışma süresi ve düzen isterlerken işveren daha çok emek, ucuz ücret verme peşindeydi. Bu iki çelişkinin yıllar süren mücadelesi iki tarafı bir uzlaşıya zorlayarak karşılıklı hakları güvenceye kavuşturan bir sisteme götürdü. Dünyanın bir çok ülkesinde  8 saat çalışma sistemi benimsendi.İşçiler insan onuruna yakışır bir çalışmayla emeklerini daha verimli kullanmaya başladılar. 
Geçmişte bu  mücadeler verilirken bugün modern dünya dediğimiz bu zamanda insanların canı pahasına mücadele ederek kazandığı  bir çok haklar daha geriye düşmüş durumda. Bugün modern kölelik dediğimiz bir düzen resmen kurulmuş.Hergün işçiler iş kazalarında can vermekte. Marketlerde, Avm'lerde  ve daha başka bir çok yerde 12 saate varan çalışma ve düşük ücrete mecbur bırakılan ve güvencesiz çalıştırılan milyonlarca işçi var. Geçenlerde akşam geç saatlerde bir mağazada çalışan genç bir hanımla sohbet ettik." Hep böyle geç saatlere kadar mı çalışıyorsunuz dedim. Evet genelde bu saatlerde çıkıyoruz dedi. Ücret ne alıyorsunuz dedim. 2 bin ile 2500  arasında çalışıyoruz" dedi.Asgari ücretin altında bir ücretle emeklerini pazarlıyorlar. Bir hesap yaptığumızda: 2500:30=83.3 (günlük kazancı) 83:12=6.9 (Günlük çalışma saati sadece 6.9'dir. ), Yine tanık olduğum bir olay yaşlı bir adama işçi lazımdı. Bir kadın geldi müracaat etti. Ne kadar ücret vereceksiniz 1/1500 arası fazla veremem dedi. Burada sorgulanması gereken çok şey var. Karşılıklı eksiklikler var. Bağkur primlerinin fazla olması, elektrik, su fiyatlarının faiş yükselmesi, kiraların yüksek olması. İşçi iş veren ilişkisine bu şekilde yansıması buluyor. 
Bu hesaplamaya bugünkü modern dünyasında insanlar geçmişe nazaran daha çok emek veren, az ücret alan bir pozisyona düşürülmüşler. Çalışma güvenceleri ve hakları bakımından çok daha geriye düşürülmüş durumdalar.Yaşam koşulları özellikle metropollerde çekilmez hale gelmiş.  Dar gelirli insanların yaşamları giderek zorlaşmakta. 
İşçiler, toplu bir şekilde şirket - devlet pazarlamasında aracı bir duruma düşmüş. Devlet şirketle anlaşıp parasını ödüyor. İşçiler şirketin elemanı olduğu için emekleri üzerinden  bir pazarlama gerçekleşiyor. Devletin tek tek mühatap olacağına patronlarıyla anlaşıp, emeklerinin satın alınması işlerine geliyor. Kıdem tazminatı, gerev, iş akti gibi. bağlayıcı sözleşmelerle uğraşmamış oluyor. Dolayısıyla burada insan bir meta konumuna düşürülüyor. Düşünceleri önemsenmediği gibi emekleri değersizleştiriliyor. Çalışmak zorunda kalan işçiler bu koşulları mecburen kabul ediyor.Şunu asla unutmamak lazım emek ve alınteri kutsal bir değedir. Hakkettiği bir değere denk gelmelidir ki insanlar yaşamlarını insanca idame edebilsinler. İşçinin, emekçinin tek sermayesi bileğidir. İnsanca muamele görmesi ve onurunun korunması gerekiyor.Çünkü insan büyük bir değerdir. Emeği de hakkettiği bu değerede olmalıdır. 
Tayyar ÖZBEY _05.09.2021

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.