1 EYLÜL DÜNYA BARIŞI

Köşe Yazıları Haber Girişi : 01 Eylül 2021 00:42
Almanya'nın 1 Eylül 1939?da Polonya'ya saldırmasıyla başlayan 2.Dünya savaşı insanlığın karşı karşıya kaldığı en korkunç savaşlardan biri oldu.

Bir Tayyar Özbey görseli olabilir

pasinler belediyesi

Almanya'nın 1 Eylül 1939’da Polonya'ya saldırmasıyla başlayan 2.Dünya savaşı insanlığın karşı karşıya kaldığı en korkunç savaşlardan biri oldu. Milyonlarca can kaybı ve yaralıları, harabeye dönüşen kentleri, ümitsiz insanları, acıları ve yoksulluğu geride bıraktı. Bloklaşma ve kutuplaşmalar hız kesmeden devam etti. Kutuplaşmalar hızlı silahlanmayı ve yeni sömürgeci anlayışları geliştirdi. Bölgesel gelişmişlik farkları daha da artı. İnsanlar daha fazla yoksullaştı, gelir dağılımında büyük adaletsizlikler oluştu. Adalet sağlanamadığı için dünya insanları eşit bir şekilde gıda, eğitim ve sağlık hizmetlerinden faydalanamadı.
Devletlerin kutuplaşması ve silah yarışını hızlandırması yaşanan felaketlerden dersler çıkarmadıklarını gösterdi.Devletlerin silahlara ve savunmaya ayırdıkları bütçeler dünyandaki tüm yoksullukları ortadan kaldırmakta.
Yakıcı etkisi fazla olan savaşın nedenlerini iyi analiz etmek lazım. Genel ve bölgesel sebeplerin yanında jeopolitik konum, yer altı ve yer üstü kaynakları, siyasi, dini, politik nedenler sömürgeciliğin önemli birer nedeni iken, dünyanın bir çok bölgesinde ülkelerin iç işleyişinden kaynaklı sorunlar gelişti. Devletlerin milliyetçilik ve ulus saikleriyle homojen bir toplum yaratma adına farklılıkları ortadan kaldırmaya çalışması, insan hakları ihlalleri, etnik ve mezhep farklılıkları, fikir ve düşünce ihlallerinin olması bölgesel çatışmalar  ve savaşların bir diğer önemli nedeni oldu. Bu çatışmalar toplumsal kutuplaşmaları artırdı. Bölgesel sorunları daha da derinleştirdi. 
Devletlerin güvensiz ve tutarsız politikalarıyla birlikte  bölgesel vekalet savaşları gelişti.
Çatışmalar derinleştikçe kendilerini modernite güç olarak gören güçler bundan istifade ederek daha çok silah sattılar. Silah satımı artıkça yaşanan acılar, yok oluşlar ve yıkımlar daha da katmerleşti.Bu yarış hızlandıkça, bir çok insanlık değerleri bu silahlanma karşısında yok edildi. Dünyanın bir çok yerinde pazarlanan silahlarla daha çok insanın  ölümüne, çocukların yetim kalmasına neden oldu. Milyonlarca insan iç çatışmalardan dolayı yaşadığı coğrafyadan, kültürel değerlerinden kopartıldı.Dünyanın çeşitli ülkelerinde mülteci olarak yaşamaya zorlandılar ve  yaşadıkları coğrafyalarının mültecisi oldular. 
Savaşın geride bıraktığı tahribatlar, yıkımlar ve sorunlar tamiratı zor yaralar bıraktı. 
1.Dünya savaşının yaraları henüz sarılmadan başlayan 2.Dünya savaşı, çok acıları, yıkımları, ölümleri, yoksullukları, açlık, susuzlukları ve yeni yok oluşları beraberinde getirdi. İnsanların bedeni üzerinde ilk defa kimyasal silahlar denendi. Savaştan geriye savunmasız kadın ve çocukların maruz kaldığı şiddet sarmalı kaldı. Savaş insanın üretimi  ve birikimi olan bir çok değeri yerle bir etti. İnsanlar savaşın yakıcılığının uzak olmadığını yanı başlarında olduğunu her haliyle hissettiler. Savaşı uzakta arayanlar, aslında savaşın uzakta olmadığını yanı başlarında olduğunu gördü. Her gün çatışmalar nedeniyle bir çok  coğrafyada gencecik bedenler toprağa verilmekte. Yakın zamanda insanlığın ve yanı başımızdaki halkların başına bela olmuş barbar işit, halefleri ve gerici destekçilerinin zihniyetleriyle yargılanması gereken insanlık suçları işledi. 
Gerçek anlamda savaş karşıtlarının duyarlılığı, hassasiyetleri yaşanan savaşları ve felaketleri durdurmaya tek başına güçleri yetmemektedir. Yaşanan şiddet sarmalına karşı daha büyük insani eylemsellikler, duyarlılıklar ve birliktelikler gerçekleştirilmeli.
BM 'ler  ve diğer Uluslararası kuruluşlar yaşanan çatışmalara ne yazı ki kalıcı barışı getirmede yetersiz kalmakta, her geçen gün güvenirliğini yitirmekte ve büyük güçlere hizmet eden kurumlara dönüşmektedir.İnsanların doğuştan sahibi olduğu özgürlükleri ve kazanımlarını koruyamamakta. Onun için
dünyanın çeşitli bölgelerinde devletleşememiş, savunma gücünden yoksun halkları ve kültürel varlıklarını korumaya ve yaşatmaya dair güvenceler vermiyor. Bu halklar büyük güçler tarafından baskılanmakta kültürleri ve kimlikleri yok edilmekte ve ülkeleri sömürülmektedir. Bu sömürüye karşı uluslararası güçler üç maymunlara oynamakta. 
 Bütün bu gerçeklikler ortada iken barışa dair temenimizi ve dileklerimizi yineliyoruz. İnsan ve İnsan kazanımı olan bütün değerler çok önemlidir.Ekolojik sistemin insanlık açısından ne derece önemli olduğu bu pandemiyle birlikte daha iyi anlaşıldı. Dolayısıyla bu ekolojik sistemin içselleştirilerek korunduğu bir dünya, aynı zamanda barışı da yaşam hakkını da güvence altına alacaktır. Bu inançla her canlının yaşama hakkının korunarak güvence altına alındığı kaynakların eşit ve hakça paylaşımının olduğu bir dünya yoksulluğu bitireceği gibi dünya barışının ve özgürlüklerinin de esas güvencesi olacaktır.
Hak, hukuk, adalet eşitlik temelinde hiçbir, renk, ırk, dil ve din ayrımının yaşanmadığı, baskılanmadığı savaşsız ve barışın egemen olduğu bir dünya herkesin arzusu ve inancı olmalıdır. Sömürüsüz ve savaşsız bir dünya her insanın temel istemi olmalıdır. François Fenelon der ki "Tüm savaşlar iç savaştır. Çünkü tüm insanlar kardeştir. " 
Tayyar ÖZBEY-Ağustos 2021

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.